Türk Gezgin Hacer Aydın Dünya Turunda! Himalayalara Aşık Bu Kadın Neler Yaşıyor, Neler Yapıyor?


117
2 Yorum, 77 Paylaşım, 117 Beğeni

Onoppi Media Türk Gezginler Üçüncü Röportajı!

HİMALAYALARA AŞIK, DAĞ HAVASINA TUTKUN BİRİ: Türk Gezgin Hacer Aydın

Tam bir Nepal, Hindistan hayranı olan ve tabiri caizse Himalaya’lardan inmeyen Hacer Aydın kendisini tanıtırken biraz deliyim diyor. Yaptıklarına bakılacak olursa bu biraz kelimesinin yetersiz kaldığı çok açık gibi. Onun yerine biz doğru kelimeyi söyleyelim bayağı deliHacer Aydın. Ama çocuk ruhunu yitirmemiş biri. Bu delilik ona yakışıyor ve onu o yapıyor. Bu yönüyledevam diyoruz ona rotan ve bahtın açıkolsun diyor ve sorularımıza geçiyoruz.

Kendinizden biraz bahseder misiniz, nerede doğdunuz, işiniz?

Biraz deli dolu biri olduğumu söyleyebilirim ve tabii ki biraz da hiç büyümeyen çocuk ruhlu olduğumu. Yaş sürekli ilerlerken ruhum hep aynı ve ben bundan oldukça hoşnudum. Sanıyorum bu dünyadaki en iyi arkadaşlarım çocuklar. Kırk yaşımdan sonra yüksek mi yüksek dağlara çıktığıma göre gerçekten deliyim. Ben diğer gezgin arkadaşlarımın aksine beyaz yakalı işimden ayrılmadım. Çalıştığım dönemlerde gezmeye başlamıştım. Gezme olayına gelince sanırım ben biraz farklı geziyorum. Çok ilgi duyduğum değişik kültürlerin olduğu coğrafyalar ilgimi çekiyor. Dünya hızla değişirken yaşamlar da aynı hızla değişmekte. Ben değişmeden biraz yakalarım diye geziyorum. Plansız programsız gezdiğimi söyleyebilirim. Aynı zamanda bir fotoğrafçıyım, 6 kişisel sergim var. Gezerken fotoğraf çekmeyi ve onları insanlarla paylaşmayı seviyorum.

Bir Kamu kurumundan emekliyim. Çalıştığım zamanlarda kısa süreli gittiğim yerlere şimdi uzun süreli gidiyorum. Erzurum doğumluyum, çok uzun zamandır İzmir’de yaşıyorum. 35 yıl artık rahatça İzmirliyim diyebileceğim bir süre sanırım. Tabii ki aşkla bağlıyım doyduğum şehrime.

İlk Seyahat Gana’ya!

İlk defa gezme fikri nasıl oluştu, neden buna gerek duydunuz?

İlk seyahatimi arkadaşımla birlikte 2004 yılında Gana’ya yapmıştık. Bir motosiklet kiralayıp Gana’nın altını üstüne getirmiştik. Oluşan bir fikir yok tabii ki. Arkadaşım gidiyor, bana “Katılır mısın?” diye sordu. Ben de “Evet.” dedim ve yola çıktık. Çıkış o çıkış işte. O gezide sanki bir virüs kanıma girdi.

Türkiye’de en çok beğendiğiniz yerler nereler?

Bu sorunuza net olarak Mardin diyorum. Tarihiyle, hoşgörüsü ve insanlarıyla inanılmaz bir şehir. Dağından taşından tarih fışkırıyor.

Dünya hakkında neler düşünüyorsunuz, sizce insan oğlu dünyayı hak ediyor mu?

Bu soru biraz zor olduJ Yani çok derinlikli bir konu. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, kesinlikle hak etmiyoruz. Hızla sonunu getirdiğimiz dünyamızda kendimizden başkasına yaşam hakkı tanımıyoruz. Kapitalist sistemin canavarlaştırdığı insan yüzünden yaşam alanlarımız hızla yok olmakta. 

Hırslarımızdan arınıp, birbirimize, doğaya, yaşayan her türlü canlıya saygı, sevgi duyarak yaşarsak belki dünyayı daha yaşanılır yaparız. Mutluluk mavide, yeşilde, dağda, taşta yani DOĞA ve PAYLAŞMAKTA aslında… İşte bunları yapabilirsek o zaman dünyayı hak ederiz.

Bireysel anlamda dünya için neler yapılabilir?

“Bireysel anlamda dünya için ne yapılabilir” sorusuna benim cevabım,”Gönüllülük esasına dayalı çalışmalarımla dünyamıza katkı sağlamaktır.” diyebilirim. Çevreye duyarlıyım, karbon ayak izimi en alt seviyede tutmaya çalışıyorum. Dünya için ve dünyanın geleceği çocuklar için elimden geleni yapıyorum. Doğaya, çevreye saygılı ve iyi bir hayvan severim. Aktivistim ve hümanistim. Kendi adıma dünyanın yok oluşuna minicik bile bir katkım olmadığını düşünüyorum. Bireysel olarak yapabileceklerim ancak bunlar.

Sınırlar Olmamalı!

Gezgin biri olarak insanlar arasına sınır konulabilir mi (ülke sınırları insanları bağlıyor mu)?

Bence sınırlar olmamalı. Dünyada yaşayanlar olarak hepimiz eşitiz. Her ne kadar herkes kendi coğrafyasının kaderini yaşıyorsa da benim için herkes eşit. Bu yüzden sınırlara gerek yok diyorum ama tabii ki bu ancak ütopik bir istek.

Gezerken nelere dikkat ederseniz kişisel olarak güvenlik vs?

Aslında dikkat ettiğim bir şey yok. Gezmek benim için bir macera! Hikayesi olan yolculukları seviyorum. Bazen macera benim için Keşmir’de bir teknede Taliban kılıklı adamların tutsağı olmak, bazen Himayalarda 5300 mt aşarken ölümden dönmek. Bazen berbat bir Guesthous’ta ağlayarak sabahlamak, bazen manastırlarda yatıp kalkarken huzur bulmak. Yolculuklarımda ne zaman geri döneceğimi bilmeden, istediğim kadar istediğim yerde olmayı seviyorum. Benim için yolda olmak özgürlük demek, özgürlüğümün kısıtlanmasını hiç istemem. “Şu saatte şurada, bu saatte burada” hiç bana göre değil. Gittiğim yerlerde arka sokaklarda kaybolmayı, yorulunca oturup bir çay içmeyi hiçbir şeye değişmem. Şimdi bu cümlelerimden anlayabileceğiniz gibi deyim yerindeyse “bodoslama” dalıyorum. Allahtan başıma bir şey gelmiyor. Bazen hijyen olayları beni çok geriyor ama onların kültürü diye saygı duyuyorum.

Dünyanın en tehlikeli yeri neresi sizce?

İnsanın olduğu her yer desem olmayacak. Savaşın, sömürünün olduğu topraklar. Ortadoğu ülkeleri ve bir de en çok görmek istediğim Afganistan sanırım.

Nepal’e Beş Ziyaret!

Nepalden bahseder misiniz, o özgün kültür dünyanın karmaşasından uzak durabiliyor mu?

Evet gelelim Nepal’e beş kez gittiğim o küçük ve güzel ülkeye daha çok giderim. Şehirler karmaşaya, kapitalist sisteme yenik düşmüş durumda. Katmandu, ilk gittiğim Katmandu değil artık. Nepal Himalayaları inanılmaz kültürleri barındırıyor. Her gittiğimde bu artık son diyorum. Oradakiler bana gülüyorlar, sen yine gelirsin diye ve gerçekten gidiyorum. Ben yazının başında yazmıştım. Gezmek için gezmiyorum. Gizli olanın, değişmekte olan kültürlerin peşindeyim. Yüzyıllar boyunca yaşamış olan o kültürler turizmin yavaş yavaş kendini hissettirmesiyle birkaç jenerasyon sonra bitecek. Bir İngiliz yazarın makalesini okumuştum. Diyor ki turizm terörden daha tehlikeli böyle kültürler için. Bence haklı, çünkü turizmin girdiği o kadim topraklar hızla değişmeye başlamış. Örneğin Mustang Krallığı bundan nasiplenmiş durumda. 10 yıl öncekinden çok farklıymış artık. 2 sene önce gittiğim Humla (yazısı Magma Dergisinde yayınlandı) insanlarıyla o kadar güzel ki. Umarım turizm girmez ve böyle kalırlar demiştim. 2018 yılında yine Nepal,deydim ve bu sefer regl olup evlerinden yaşam alanlarında uzaklaştırılan kadınların topraklarındaydım. İnsanlar o kadar güzel, samimi ve dosttu.

Himalayalara Aşık Bir Gezgin!

Himalayalar… Dünyanın çatısı. İlk gördüğünüzde neler hissettiniz hala aynı heyecanı duyuyor musunuz?

Himalayalar dünyanın ulu dağları. O dağlara baktığımda tek hissettiğim özgürlük ve mutluluk. Benim tek tutkumdur o dağlar. En çok Çin sınırında Tibet Platosunda yürümeyi sevmiştim. Mustang Krallığına 7 gün süreyle yürümüştük. Görkemli zirvelere kurulmuş kayıp bir krallık.  Yüksek geçitler, derin vadileri aşıp varmıştık. 4 bin metre yüksekliğe yürürken“Biz deliyiz, yoksa buralarda ne işimiz var?” diye sızlana sızlana yürüdük. O dağlar çok bakir kültürleri de barındırıyor ayrıca. Eğer bu kültürü tanımak isterseniz, bir tarafınızda Tibet platoları ve diğer tarafta saçınızı savuran rüzgar ile hayatınızın gezisini yapabilirsiniz. Benim öyle olduJ Bir gün o ulu dağlara karşı oturup çayımı içerken “Ne şanslıyım!” demiştim.

Hindistan çok dinli ve kültürlü bir yer. Sizi oralara çeken ne?

Hindistan genellikle planlarınızı alt üst eden bir yer. Bir plan yaparsın ama bakarsın ki başka bir yerdeyim. Hani herkesin söylediği bir cümle var: “Hindistanı ya seversin ya da nefret edersin.” Ben sevenlerdenim. İnanılmaz bir kültür çeşitliliği var. Kuzeyi ayrı, güneyi aynı, doğuya gittiğinizde ise bambaşka bir dünya var. Dağları, renkleri, tapınakları ve baharatlarıyla bir başka güzel Hindistan. Orada bütün hırslarımdan(zatenyok) sıyrılıp kendim oluyorum. Dört kez gittim şimdi ise beşinciye hazırlık yapıyorum. İlk gittiğimde tam bir kültür şoku yaşamıştım.Üçgün yemek yiyemedim, baktım açlıktan öleceğim, dördüncügün yemeye başladım. İnsanı kendine getiren, kendini sorgulatan bir ülke. Hindistan’dan sonra ben daha bir hümanistim. Herkes birbirine saygılı. Beni çeken kuzeyin mistik havası diyebilirimJ

Yeniden yerleşik hayata geçmek zor olur mu, bunu düşünür müsünüz?

Ben zaten yerleşik hayattayım, ama gezmeye alışmış biri olarak evde olmak çok sıkıcı. Her gün yavaş yavaş ölüyorsun. Ben gittiğim yerlerde, arka sokaklarda aylak aylak gezmesini çok severim. Gezerken oturup çay içmeyi hiç birşeye değişmem. Şimdi böyle aylaklığı severken evde oturmanın ne olduğunu tahmin edersiniz.

Gezgin olmak yersiz olmak mıdır?

Vallahi ben kendime Dünyalıyım diyorum.

Türklere ve Türkiye’ye bakış nasıl?

Benim gezdiğim rotalarda Türkiye’yi/Türkleri tanıyan kimse yok. Katmandu’da konuştuğum birkaç kişi Türkleri çok egolu bulduklarını söylediler. Orada yaşadığım bir iki olayı düşündüğümde hiç haksız sayılmazlar. Şöyle de çok gurur duyduğum bir olay yaşamıştım. Arkadaşımla Katmandu’da bir festivale katılmıştım. “Oradaki töreni düzenleyen din görevlisi bizi davet etti. Barış duası yapacaklarını söyleyince ‘bizim için de dua eder misiniz?’ diye sordum. O da ‘zaten sizin bölgeniz için dua edeceğiz’ dedi. Bu esnada ‘Best leader Kamal’ ifadesini  kullanınca, önce bir anlam veremedim. Ancak daha sonra Mustafa Kemal Atatürk olduğunu söyledi, nasıl gurur duyduğumu anlatamam.

Manli-Leh Yolculuğu Unutulmaz!

Unutamadığınız bir anımızı anlatır mısınız?

Hayatım boyunca unutmayacağıma emin olduğum Manali-Leh yolculuğumuzu nasıl tarif edeyim gerçekten bilemiyorum.

Mcleod Ganj`dan Manali`ye yola çıktığımızda ve sabaha karşı vardığımızda ne kadar korkunç bir yolculuk geçirdiğimizi düşünüyorduk ki çok ama çok yanılmışız:)  “Bu gece yola çıkacağız. Bari gece ikiye kadar uyuyalım” dedik ama heyecandan pek uyku tutmadı. Saat yarımda otel görevlisi uyandırdı, cip bulamadığımız için bizimle aynı minibüsü paylaşacak bir Alman kadın daha geldi. Çantaları yüklenip minibüsün hareket edeceği yere yürüdük. Birkaç cip ve bekleyen bir sürü insanı gördüğümde dikkatimi çeken herkesin yüzünde sezilen korkuydu. Hem korkuyorduk hem de gidiyorduk. Herkes birbirine yol nasıl diye soruyor. Kimse de kesin bir şey söyleyemiyor. Çok tehlikeli olduğu kulaktan kulağa yayılsa da kimse vazgeçmiyor. Gece ikide her milletten dokuz kişi minibüse doluşup yola çıktık. Yeğenim ve ben minibüsün en arka sırasına düştük. Arka taraf dört kişilik olduğu için önce şanslı olduğumuzu düşünmüştüm; güzel güzel yatar, uyuruz  diye ama yol boyunca her çukurda havalara zıpladıkça sevincimiz kursağımızda kaldı.  Şoför minibüse biner binmez teybi açtı ve o teyp bir daha ki yirmi iki saat boyunca hiç susmadı! Üstelik hoparlör en arkada olunca Hintçe pop müziğe doyduk! Bu durum diğerlerinin bize daha da acımasına neden oldu haliyle. Şoförün uykusu gelir de uçurumu boylarız diye sesimizi çıkaramadık artık.

Normalde Leh’e bir gece dağda, çadırda konaklayarak iki günlük bir yolculukla gidiliyormuş; ama biz minibüs firmasının 17-18 saat süreceğini söylediği bu yolculuğu seçtik. Yolculuk 22 saat surdu 10`ar dakikalık molalar dışında hiç durmadık. 478 km’lik yolun sadece 50 km’si düzdü, ona da düz denirse. Onun dışında 4 bin, 5 bin metrelik dağ yollarında kıvrıla kıvrıla ve  yüksek müzik eşliğinde zıplayarak yol aldık. Her zıplayışın ardından edindiğimiz yeni morlukları birbirimize gösterip madem bu müzikten ve zıplamaktan kurtuluş yok bari dans edelim dedik; arada sinirsel gülme krizlerine girdikçe ön koltukta durmadan kusan İngiliz çift bize epey tuhaf bakıyordu. Yol o kadar kötü ki zaten tek araba zor gidiyor; aşağısı uçurum, arkada bırakın uyumayı, kaymadan sabit durmak bile mümkün değil. Bir yerlere tutunarak zıplamaktan kurtulmaya çalışmaktan ve dişlerimizi sıkmaktan her yanımız ağrıyordu. Bir ara yorgunluk ve uykusuzluktan öyle bir hâle geldim ki o yolu çekmektense Keşmir`de birkaç kabus dolu gün geçirmeye bile razıydım. Bu arada mola yerlerinde birkaç küçük çadır dışında hiçbir şey yok.

Birkaç Bisküvi İle Koca Yol!

Bütün yol boyunca birkaç bisküvi yiyebildik sadece. En kötüsü de toplu tuvalet ihtiyacı giderimi! Yükseldikçe oksijen azaldığı için bol bol su içmeniz öneriliyor; ama yol boyunca tuvalet olmadığı, bırakın tuvaleti ardına saklanılabilecek tek bir ağaç, çalı bile olmadığı söylenmiyor; yeterince büyük bir kaya bulursanız şanslısınız. Bu tuvalet seansları boyunca aynı kaderi paylaşan minibüs yolcuları olarak birbirimizin poposuyla yüz yüze geldikçe yol esnasında daha bir konuşkan hâle geldik. Herkesin tek isteği bir an önce bu inanılmaz yolun sona ermesiydi; çünkü sıcaklık da gittikçe düşüyordu. 5 bin metrelerde kar kendini gösterdi ve artık ayaklarımızı nasıl ısıtacağımızı bilemedik. O kadar soğuk ki sarıldığımız battaniyeler bile işe yaramadı. Kuru havadan dolayı sürekli öksürmekten artık ciğerlerimi hissedemez olmuştum. Gece 12`de Leh`e vardık. Kendimizi yatağa nasıl attığımızı hatırlamıyorum. Sabah kalktığımızda her yanımız acı içindeydi, bedenimiz isyanlardaydı. Türkiye ‘ye döndüğümde 15 gün hastanede yatmıştım. O yolculuktan sonra nur topu gibi bir alerjiye sahip oldum. Aylarca öksürdüğümü hatırlıyorum.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Ben önce hayal kuruyorum sonra onu gerçek etmeye çalışıyorum. Bu yazıyı okuyan arkadaşlarıma önerim bol bol hayal kurun, bir gün mutlaka gerçek olur. Bazen bana “tuzunuz kuru” diye mesajlar geliyor. İnanın o kadar da paralı değilim. Yarı aç dolaştığım zamanlar da çok oluyor. Ortasından sular akan odalarda kaldığım da…


Sizin Tepkiniz Nedir?

Koptum Koptum
25
Koptum
Thug Life Thug Life
3
Thug Life
Eh İşte Eh İşte
30
Eh İşte
Süpper Süpper
28
Süpper
Minnoş Minnoş
18
Minnoş
Yok Ya Yok Ya
15
Yok Ya

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Geri bildirim: Onoppi |
Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar verme ya da görüş belirleme/oy verme
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Liste
The Classic Internet Listicles
Countdown
The Classic Internet Countdowns
Açık Liste
Submit your own item and vote up for the best submission
Oylanabilir Liste
Upvote or downvote to decide the best list item
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud or Mixcloud Embeds
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı
%d blogcu bunu beğendi: