Türk Gezgin Gülçin Oranlı Dünya Turunda! Neler Yapıyor, Neler Yaşıyor?


89
55 Paylaşım, 89 Beğeni

Onoppi Media Türk Gezginler Beşinci Röportajı!

Onoppi Media olarak dünyayı gezen Türk gezginlerini konuk etmeye devam ediyoruz. Siz de kendinizi bir gezgin olarak görüyorsanız bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Kendinizden biraz bahseder misiniz, nerede doğdunuz, işiniz?

1980 İzmir doğumluyum. Üniversite eğitimi için İstanbul`a gelip orada yıllarca kalanlardanım. 11 yıl boyunca, özel sektörde, bilgi işlem departmanlarında iş analisti olarak görev yaptım. Şu anda çalışmıyorum. Bir süredir, hayal ettiğim iş ve yaşam ortamımı oluşturmaya çalışıyorum. Hayvanlarla bir arada olmayı, çocuklarla oyunlar oynayıp paylaşımda bulunmayı, gönüllü projeler üretmeyi ve puzzle yapmayı çok seviyorum. Az tüketmeye çalışan, bol konuşan, bol gülen biriyim. Bir süredir biraz ara verdiğim gezmenin, hele tek gezilerimin beni çok rahatlatan ve içimdeki gücü ve potansiyeli hissetmemi sağlayan şeylerden biri olduğunu düşünüyorum.

Gezmek Gezgin olmak ne demek?

Konfor alanından çıkmaya hevesli, her seferinde yeni birşeyler denemeye, görmeye meraklı (aynı yere gidiyor olsa bile), elindeki imkanlar ile durumun keyfini çıkarabilen, farklı bir kültüre şahit oluyorsa onu yargılamadan tecrübe eden, şu kadar şehir şu kadar ülke gördüm kaygısı gütmeden görebildiği kadarıyla kendisini geliştiren kişi bana göre.

İlk defa gezme fikri nasıl oluştu, neden buna gerek duydunuz

Çocukluktan beri izlediğim belgeseller, keşfetme merakım ve tabii ki rahmetli Barış Manço programları sayesinde fikir tohumları erkenden ekildi. Üniversite`de Erasmus ve Work&Travel programları ile başladım gezmeye. En son yaptığım 1 yıllık Afrika yol maceram ise artık kurumsal hayattan tamamen kopma isteğim sonrasında gelişti. İşten ayrılmamın ardından zaten aklımda olan ve en büyük hayallerimden biri olan Afrika`ya doğru yola çıktım. Hem kültürlerini tanımak, hem de gönüllülük yapmak istediğim için uzun bir süreliğine gitmek istedim ama düşündüğümden de uzadı, resmen kopamadım oralardan. Birkaç ay diye çıktığım yolda 1 yılı tamamlayıp döndüm. Kenya`daki küçük bir köydeki okulda gönüllü öğretmenlik yapmak üzere tek yön bilet alıp yola çıktım. Sonrasında farklı şehirlerde ve ülkelerde gönüllülük yapacağım yerleri ayarlayarak ilerledim. Bir noktada artık dönmem gerektiğini hissedip geri geldim. Ancak döndüğüm günden beri devamlı tekrar gitme hayali kuruyorum. İnşallah yakında yapacağım bunu. Uganda`daki öğrencilerimle neredeyse her gün haberleşiyorum. Umuyorum yakında tekrar görüşebileceğiz.

Türkiye’de en çok beğendiğiniz yerler nereler?

Kamp için, yürüyüş için, kendimle kalabilmek için tercihlerim hep farklı aslında. İhtiyacıma göre gittiğim yerler değişiyor. Yerli halkıyla muhabbet edebildiğim, sessizlik içinde manzarasının keyfini çıkarabildiğim, doğal yapısını koruyan yerler bana çok daha iyi hissettiriyor. Doğa içerisinde olabilmem yani ortamın çok şehirleşmiş olmaması ise bir yere ısınmamdaki en önemli etkenlerden biri.

Dünya hakkında neler düşünüyorsunuz, sizce insan oğlu dünyayı hakkediyor mu?

İnsanlık uzun zamandır Dünya üzerinde var olduğuna göre bunun bir amacı ve işleyiş sistemi var. Bunun ne ve nasıl olduğunu sorgulamak, anlamaya çalışmak ve Dünya`ya ve daha da ileri boyutta bakarsak Evren`e uyumlu bir şekilde yaşamaya çaba göstermek gerektiğini düşünüyorum. Yani insan olmak epey sorumluluk isteyen bir     konu bana göre. Herkesin bu sorumluluğun farkına varıp gerekenleri elinden geldiğince yapmayı başarabilmemiz ümidiyle… O zaman “haketmek” diye bir konudan bahsetmeyeceğiz zaten sadece yaşayabileceğiz.

Bireysel anlamda dünya için neler yapılabilir?

Çok şey yapılabilir hem de çok.. Aslında herşeyin, canlı ve cansız, birbiriyle ilintili olduğunu düşünürsek yapılan birşeyi kimse bilmese, duymasa, görmese bile, onun nerede ve nasıl bir etki yaratacağını bilemeyiz. İyi ve kötü herşey, işleyişteki başka birşeyi tetikliyor. O nedenle, öncelikle tutumumuzun olumluya doğru olması için çalışmalıyız. En azından görebildiğimiz etki alanımızdakilere olumlu etki yaratmakla başlayabiliriz. Az çok demeden ama içtenlikle yapılan ufak hareketlerin mutlaka faydası olur ve hatta çoğalarak ilerler. Örneğin; Bir gülümseme der geçersin belki ama o birine moral olur, gayret verir. Bundan daha önemli bir şey var mı? Çok fazla para harcamaya gerek olmadan, sadece ilgimizi, desteğimizi göstererek ve zamanımızı ayırarak da yapılacak çok şey olduğunu, birbirimize çok faydamız olacağını düşünüyorum. Birini içtenlikle dinlemek, tüketilen şeyleri gözden geçirip gerekli olmayanları azaltmak, kullanılmayan eşyaları birileriyle paylaşarak değerlendirmek, gönüllü çalışmalarda bulunmak, bildiğini saklamadan paylaşmak, rekabet etmek yerine işbirliklerine gitmek, mahalledeki hayvanlara sahip çıkmak, durum uygun ise evlat edinmek, çocuk okutmak gibi birçok şekilde davranarak hayatlarımızda olumluya yer açabiliriz.

Gezgin biri olarak insanlar arasına sınır konulabilir mi (ülke sınırları insanları bağlıyor mu)?

Politik olarak bakıldığında evet sınırlar var ve hatta anlam veremesem de bazı yerlerde çok sert ve belirgin. Ancak insanlar arasında, birbirini anlamak istedikten sonra bir sınır yok bana göre. Anlamak istemezsen de dünyadaki en aşılmaz sınırlara sahip oluyorsun ne yazık ki.

Gezerken nelere dikkat ederseniz kişisel olarak güvenlik vs?

Ben sağlık ve güvenlik konularında pek önlem alan biri değilim. Başıma yolda ciddi anlamda ters bir durum gelmediği için buna ihtiyaç duymadım belki de. Sadece bir yerin yerlisi, dikkat etmem gereken bir durumu söylüyorsa ona kulak veririm. (Bazen ona bile uymuyorum gerçi:) ) Onun dışında doğaçlama ilerliyorum.

Afrika’dan bahseder misiniz biraz, insanlar, doğa, kültür gibi?

Öncelikle Afrika`nın da Dünya`nın her yeri gibi artı ve eksileri olduğunu aklımızda bulundurmayı öneriyorum. Genelde savaş, açlık, kirlilik vb görüntüleriyle yansıtılıyor olması, barındırdığı müthiş doğanın ve renkli kültürün önüne geçiyor haliyle. Ancak önyargılardan uzaklaşıp gittiğinizde, herkesde olduğu gibi sizde de bağımlılık yaratacağına inanıyorum. Bana en çok, Türkiye`de, özellikle şehir hayatında olmama izin ve imkan verilmeyen doğal halimi yansıtabilmem çok iyi hissettirdi. Belki de hala bunu özlüyorum oraya ilişkin.

Doğu Afrika’dada, toplamda 1 yıl kaldım. 9 ülkede bulundum ve bunların çoğunda gönüllü çalışmalar yaptım. Evlerinde kaldığım aileler -ki hep köylerde kaldım, Nairobi`deki okul hariç- ellerinden geldiği kadar iyi ağırlamaya çalıştı. Evlerinde beyaz bir insanın kalması köyde önemli bir konu oluyor ve komşuları sizi görmeye geliyor. Bu ilk başta komik ve garip gelmişti ama içlerinde kaldıkça bunun nedenlerini anlamaya başladım. Daha normal gelmeye başladı 🙂

“Beyazlar seni kaçırır, satar dikkat et”

Çocukları beyazlara karşı korkutarak yetiştiren aileler var. “Beyazlar seni kaçırır, satar dikkat et” diye büyütüldükleri için beni görünce korkup kaçan veya ağlayan küçük çocuklar oldu. Bir de çocukları beyazlardan para, şeker vb istemek için teşvik ederek yetiştiren, beyaz gördü mü “Git para iste” diyerek yönlendirenler var. Dünyanın her yerinde olan problemler aslında. Bu nedenle o tür bir durumda, çocuklara mümkün olduğunca şeker, çikolata vb verilmeden yaklaşılmasını öneriyorum. Yerli halktan, kadınlardan alışveriş yapılarak onlara maddi destek sağlanmasının orta-uzun vadede onlar için daha anlamlı ve teşvik edici olacağını düşünüyorum. Turistler özellikle bu detayı pek düşünmeden, farkında olmadan ellerinde çikolata ve şekerlemeler ile yaklaştıkları zaman bu döngü devam ediyor haliyle.

Kara kıta diyoruz ama inanılmaz renkli bir coğrafya. Meyvelerinden kıyafetlere, kumaşlardan müziğe kadar günlük hayat hareketli bir enerji yayıyor size.

Kara kıtanın yükünü kadınlar ve çocuklar çekiyor!

Kadınlarda ve çocuklarda çok fazla yük bulunuyor. Çok çocuk olduğu için biraz daha büyük olan abi ve ablalar, çalışan veya hiç olmayan ebeveynlerin yerine geçerek tüm yükü taşıyor. Hamile olduğu halde su taşıyan kadınlar, elektriğin olmadığı köylerde ders çalışmaya çalışan çocuklar, sabahın köründe kilometrelerce yürüyüp su çekmeye ve taşımaya giden çocuklar, okul öncesi göl kıyısına gidip bulaşık, çamaşır yıkayan çocuklar, TL olarak bakınca neredeyse 50 kuruşa denk gelen ulaşım parasını veremeyecek olduğu için saatlerce okula ya da tarlaya yürüyen çocuklar ve yetişkinler… Bunlar gibi sayısız örnek var. Bu kadar zengin bir coğrafyada bu kadar imkansız bırakılmış olunması inanılır değil.

Beyazlar ve maddiyat

Beyaz insanlara maddi çıkar elde etme gözüyle bakıldığı çok oluyor. Bu konuda biraz dikkatli olmak gerekiyor. Özellikle alışverişlerde pazarlık şart, çünkü yerli halka uygulanan fiyatı bilmiyorsanız onların verdiğinin beş hatta on katını isteyebiliyorlar sizden.

Doğası acayip zengin bir çeşitliliğe sahip. Endemik bitkiler, vahşi hayvanlar benim gibi doğa aşığı birisi için inanılmazdı. Kimi bölgelerde otobüsle geçerken fil ya da zürafa sürüsü görebiliyorsunuz. Zebraların ortasında oturabiliyor, antilopların yakınında kahvaltı yapabiliyorsunuz tamamen doğal ortamlarında. Bizdeki kediler ne kadar çoksa orada da babunlar o kadar çok sanki 🙂

Gezgin olmak yersiz olmak mıdır?

Gezginlik tanımınıza bağlı bence bu. Ben sürekli gezmek gibi bir yaklaşımda değilim zaten. Genelde yolculuklarım uzun süreli ve kültürü tanıma ve birlikte yaşama temelli oluyor. Orada birşeyler öğrenmeye de çalışıyorum. Uzun süre yolda olduktan sonra, döndüğümde bir süre köklenmek bir ihtiyaç oluyor ve bana iyi geliyor. Hatta kendimi geliştirmem, yolculuğu sindirmem için bu köklenmenin faydası da oluyor. Kısa gezilerim ise zaten sadece keyifli zaman geçirmek için olduğundan bunun yersizlik sebebi olduğunu düşünmüyorum:) Benim yapımda şu var: Hem günlerce evde kalıp kediler, köpekler, filmler, kitaplar, çayım ve ben çok mutlu yaşayabilirim. Hem de aylarca, sırt çantam ve ben şeklinde, kimseye, hiçbir yere bağlanmadan, hiçbir şeyi özlemeden bir nevi göçebe de olabilirim. O dönemde hangisine ihtiyacım varsa, o şekilde yaşamam gerektiğini öğrendiğim için iki farklı kimliğimi de kabul ediyorum ve ona göre davranıyorum 🙂 Ama insanların zihninde o uzun yolculuklarınız kaldığı için hep bir gezgin etiketi oluyor, her ne kadar bazı arkadaşlarım benden çok gezse de :))

Türklere ve Türkiye’ye bakış nasıl?

Olumsuz çok fazla örnekle karşılaşmadım. Terör ve siyasi gerginlik haberleri nedeniyle önyargılı ve korku ile yaklaşanlar oldu arada. Türkiye`yi tanıyanlar arasında ise yemeklerimize ve oryantale hayran olanlar çok fazlaydı. Atatürk`ü çok iyi tanıyanlarla karşılaştım ki bu müthiş birşey. Bunlardan birisi, Malavi`deki ufacık bir adadaydı. Neredeyse kitap bile olmayan bir bölgede, yolda yürürken İngilizce pratik yapmak için beni çeviren bir gencin Türk olduğumu öğrenince bana tarihimiz ve Atatürk ile ilgili bildiklerini anlatması çok şaşırtıcıydı.

Unutamadığınız bir anımızı anlatır mısınız?

O kadar çok ki, hele Afrika`ya ilişkin çok olay var. Birisi şöyle: Uganda`da bir milli park içinden küçük, eski bir motorsikletle geçip kaldığım pansiyona gidecektim. Sürücü arkadaş havanın kararmakta olduğunu ve genelde o saatte aslanların gezinmeye başladığını, bu nedenle acele etmemiz gerektiğini söyledi. Ben de, arka koltukta giderken bir yandan sağa sola bakıp bir yandan aslanları görmek için dua ediyorum:) Derken birkaç dakika geçti. Sürücü motorsikleti durdurdu ve sol tarafa bakmamı söyledi. 20-25 m yakınımızda bir leopar duruyordu. Kısa bir süre bakıştıktan sonra, daha fazla risk almamak için yolumuza devam ettik. Normalde safarilerde bile zor görülen bir hayvandır leopar. Aslan diye dua edip leopara denk gelmiş olmak, hele de kapalı bir jipte değil de açık bir motorda olmak nasıl bir keyifti tarif etmem mümkün değil:)

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Gezerken hem kendimize hem de diğerlerine birşeyler katmanın da hoş olduğunu düşünüyorum. Gezinin durumuna ve süresine bağlı olarak dil/sanat dalı öğrenmek ve öğretmek, gönüllü çalışmalarda bulunmak farklı bir tecrübe kazandırabilir. Öğrenci değişim programlarının ve dil okullarının değerlendirilmesini öneriyorum.  Kişiyi çok farklı yönlerden beslediğini düşünüyorum. Yaptığım gezi söyleşilerinde, çocukların keşfetmek ve yabancı ülkeler görmek konusundaki heyecanları ve hevesleri müthiş oluyor. Ancak yaş grubu ilerledikçe, ailelerinin izin vermediğini ve  kendi kaygı ve korkularının olduğunu paylaşıyor katılımcılar. İsteyince, biraz da imkanları zorlayıp konfordan uzaklaşınca, herkesin kendine göre bir keşfetme/gezme modeli kuracağına eminim. O kadar ilginç örnekler gördüm ki yoldayken..16 yaşında tek başına Afrika turuna çıkmış genç bir kızla tanıştım. 62 yaşında, bisikletle Almanya`dan çıkıp tüm Afrika`yı gezen bir kadınla birlikte gönüllülük yaptım 3 hafta boyunca. Emekli olup çantası sırtında Afrika`ya gelen ve yurtdışı tatilinin bir kısmını o şekilde değerlendiren bir Fransız öğretmen, benimle aynı hostelde bir ranzada kaldı. Bu örnekler, Türk insanının en azından daha yakın mesafelere, daha kısa süreli seyahatler yapamaması için hiçbir sebep olmadığını tekrar gösteriyor. Birbirimizi korkutmak ve olumsuzluklara odaklanmak yerine, cesaretlendirirsek herşey daha kolay olacaktır.


Sizin Tepkiniz Nedir?

Koptum Koptum
3
Koptum
Thug Life Thug Life
13
Thug Life
Eh İşte Eh İşte
9
Eh İşte
Süpper Süpper
7
Süpper
Minnoş Minnoş
27
Minnoş
Yok Ya Yok Ya
24
Yok Ya

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar verme ya da görüş belirleme/oy verme
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Liste
The Classic Internet Listicles
Countdown
The Classic Internet Countdowns
Açık Liste
Submit your own item and vote up for the best submission
Oylanabilir Liste
Upvote or downvote to decide the best list item
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud or Mixcloud Embeds
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı
%d blogcu bunu beğendi: